11 Aralık 2007 Salı

Hitler Suikastı


Haziran 1944'te Müttefikler tarafından yapılan Normandiya çıkartması, Almanya'da umutsuzluğu iyice artırmıştı. Fakat Hitler, sonuna kadar direnme niyetini belirtiyor, çok yakın bir zamanda işitilmedik silahların kullanılacağını bildiriyordu. Ona göre bu korkunç silahlar, savaşı derhal Almanya lehine sonuçlandıracaktı. Hitler'in sözünü ettiği "işitilmedik silah" Amerikan ve İngiliz bilginlerinin de üzerinde çalışmakta oldukları atom bombasıydı. Alman bilginleri, atom bombasını gerçekleştirme yansısında geri kalıp, bu korkunç silahı zamanında yetiştiremezlerse, Hitler, Berchtesgaden dolaylarındaki sığınağa çekilerek, kendisiyle birlikte Almanya'yı da uçuruma sürükleyecek delice planlar tasarlıyordu. Almanya'da, daha savaşın başından beri, Hitler'i ortadan kaldırıp ülkelerini felâketten kurtarmaya çalışan sağduyu sahibi kişiler de vardı.


Bunlar, Hitler'i öldürerek Müttetiklerle barış yapmayı düşünüyorlardı. Bu amaçla da 1941 yılından beri birkaç suikast girişiminde bulunmuşlar fakat hiç birinde başarı kazanamamışlardı.Amiral Canaris ve Kont Helmuth von Moltke tarafından yönetilen ve aralarında Schacht, Belçika Valisi Von Falkenhausen, Mareşal Rommel, Von Beck, Fransa Valisi Karl Heinrich von Stulpnagel, Von Hassel gibi general ve devlet adamları bulunan bir grup, Hitler'i devirdikten sonra yerine Feldmareşal Vitzleben’i geçirmeyi kararlaştırmıştı. Ne var ki, Gestapo bu komployu haber almış ve Kont Moltke 1944 Ocak ayında tutuklanmıştı.



Onun tutuklanması, ötekilerinin çalışmalarını durdurmamış ve 1944 Temmuzunda Hitler'e son ve en önemli suikastı yapmışlardı.Hitler, daha öncekilerden olduğu gibi, bundan da kurtuldu ve suikastı düzenleyenlerin tümünü ortadan kaldırdı. 20 Temmuz 1944'te yapılan bu suikaste geçmeden önce, başarısızlıkla sonuçlanan öbür suikastlardan da söz etmek gerekir.4 Ağustos 1941'de Merkez Grubu Ordusu, Borisov'daydı. Bu ordu Feldmareşal Von Bock'un komutası altındaydı. Ordu karargâhı, Hitler'i tutuklayıp mahkeme önüne çıkarmaya kararlı subaylarla doluydu. Bunların başında Orgeneral Von Treckow'la yardımcısı Teğmen Von Schlabrendorff'du. Von Bock, ancak girişim başarıya ulaşırsa yardım vaadinde bulundu. Hitler, Borisov'daki Merkez Grubu Ordusu karargâhına geldiğinde, suikastçılar şaşkınlık ve korkudan hiç bir şey yapamadılar. Kalabalık bir koruyucu çemberi içindeki Hitler'in yanına suikastçılar yanaşamadılar bile. 13 Mart 1943'te, Stalingrad'ta Alman ordularının yenilgiye uğramalarından hemen sonra, Hitler'e ikinci bir suikast düzenlendi. Merkez Grubu Ordusu karargâhı o sırada Smolensk'de bulunuyordu. Komutan değişmiş, Von Bock'un yerine Feldmareşal Von Kluge getirilmişti. Tresckow'la Schlabrendorff, aynı teklifi Von Kluge'ye yaptılar ve aynı karşılığı aldılar.


Von Kluge, suikast başarıya ulaşırsa yardıma hazır olduğunu söyledi. Hitler'in pek yakında karargâhı ziyaret edeceği biliniyordu. Canaris ve öteki komplocu subaylar, Smolensk'e plastik bombalar ve sigorta tapaları getirdiler. Hitler karargâha geldi ve ayrılmasına yakın suikastçılar hareket geçtiler. Tresckow ve Schlabrendorff iki konyak şişesine bomba yerleştirip Hitler'in maiyet subaylarından Albay Brandt'a vererek, Rastenburg’daki bir arkadaşlarına götürmesini istediler. Brandt, şişeleri yerine ulaştırmak üzere aldı. Bombalar, Hitler'in uçağının havalanışından yarım saat sonra patlayacak şekilde ayarlanmıştı. Suikastçılar, Berlin ve Smolensk'de heyecanla sonucu beklerlerken, Hitler'in uçağının Rastenburg'a sağ salim indiği haberini şaşkınlık içinde öğrendiler. Bunun üzerine teğmen Schlabrendorff, büyük bir soğukkanlılıkla Hitler'in karargâhına giderek, her şeyden habersiz Brandt'dan, içine bomba yerleştirilmiş konyak şişelerini alarak, yerine gerçek konyak şişeleri verdi. Suikastçılar, bombaların patlamayışını Hitler'in uçağının çok yüksekten uçmasına ve bu nedenle tapa sigortasının çalışmamasına yordular. 21 Mart 1943'te Hitler'e üçüncü suikast girişiminde bulunuldu. Hitler'i öldürmeyi kafasına koyan Orgeneral Von Tresckow, Führer'in Berlin'de, Unter den Linden'deki Şehitler Anıtı binasında yapılan kahramanları anma törenine katılmasından yararlanmak istedi. Bu sefer Albay Von Gresdorff, kaputunun ceplerine iki bomba yerleştirerek binanın içinde beklemeye başladı. Hitler'in ziyaretinin yarım saat süreceği daha önceden bildirilmişti. Fakat Hitler, binada ancak 8 dakika kaldı ve suikast girişimi de suya düştü.


Yine 1943 yılının kasım ayında, Hitler'e dördüncü suikast düzenlendi. Rusya'daki ordu için Hitler yeni kaput modelleri seçmişti. Axel von dem Bussche adındaki genç bir subay, kaputu giyip bir manken gibi Hitler'in karşısına çıkacaktı. Kaputun her cebinde birer bomba bulunacak ve bunları ateşleyerek, kendisiyle birlikte Hitler'i de havaya uçuracaktı. Fakat Hitler, model seçme işini durmadan erteliyordu. Sonunda 30 Kasım günü, Hitler'in kaput modelini seçeceği bildirildi. Bir gün önceden, Bussche'ye kaput ve bombalar verildi. O gece kaput deposu, müttefiklerin bir hava akını sonunda bombalanarak yandı. Böylece, Hitler’in kaput seçme işiyle birlikte, suikast planı da suya düştü. Hitler'in muhalifleri, suikast girişimlerindeki başarısızlıklarına rağmen, yollarından dönmüş değillerdi. Bu sefer de Albay von Stauffenberg'i sahneye çıkardılar. Stauffenberg 1942 yılında, Kuzey Afrika'da bir mayın tarlasına düşerek ağır yaralanmıştı. Patlama sonunda, sağ koluyla sol elinin iki parmağı kopmuş, sol gözü de kör olmuştu. Aylarca hastanede yaşama savaşı verip iyileşince, Hitler'in muhalifleri, bu morali bozuk ve Almanya'nın geleceğinden umudunu kesmiş von Stauffenberg'e çengel atmakta gecikmediler. Stauffenberg'in ilk suikast denemesi 11 Temmuz 1944'te oldu. Albay, Hitler'le bir toplantıya katılmak için Obersalzberg'e gitti.


Çantasında patlamaya hazır bir bomba vardı. Fakat, toplantı o gün yapılmadığından, suikast da gerçekleşmedi. 15 Temmuz 1944'te Hitler'in karargâhı Doğu Prusya'da Rastenburg'da Goering ve Himmler'in de katılmasıyla bir toplantı yapılıyordu. Stauffenberg de toplantıdaydı. Tam tapa sigortasını çalıştıracağı sırada, Hitler odadan dışarı çağrıldı ve bir daha da geri dönmedi. Führer bir kere daha rastlantı ve şans sonucu ölümden kurtulmuş oluyordu. 20 Temmuzda yapılan toplantıda. Kurmay Albay Stauffenberg de bir rapor okuyacaktı. Albay, Mussolini'nin ziyareti dolayısıyla toplantının saat 13 yerine 12,30'da yapılacağını ve görüşmelerin yeraltı salonundan "Misafirler Pavyonu"na alındığını öğrenince canı sıkıldı. Çünkü Misafirler Pavyonu uzun, tahta bir yapıydı. Bombanın patlamasına ince duvarlar ve çatı fazla bir direnme göstermeyeceğinden, etkisi de o ölçüde az olacaktı. Fakat artık ilk adım atılmıştı ve geriye dönmek düşünülemezdi. Albay Stauffenberg, pavyona girmeden önce kapıda kısa bir süre duraklayarak eğildi, çantanın içindeki bombanın mekanizmasını sağlam kalan üç parmağıyla çalıştırdı. Salonda sayıları yirmiyi bulan yüksek rütbeli subay bulunuyordu. Ortadaki masada büyük bir kurmay haritasının üzerine eğilmişlerdi. Hitler, büyük bir dikkatle anlatılanları dinliyordu. Feldmareşal Keitel, bir ara Stauffenberg'in kulağına eğilerek: "Raporunuzu general Heusinger'den sonra okuyacaksınız..


Onun için Führer'in yakınında bulunun." dedi. Stauffenberg elindeki çantayı, masanın altındaki ağır tahta desteğini Hitler'in en yakın tarafına dayadı. Albay Stauffenberg, birkaç ay önce İhtiyat Orduları Başkomutanı General Fromm'un emir subaylığına atandığından, bu çok gizli toplantıya katılma olanağını bulmuştu.Hitler, ihtiyat tümenlerinin Rus saldırısını önleyecek güçte olup olmadıklarını öğrenmek istiyordu. Stauffenberg, raporunda Hitler'e bu konuda bilgi verecekti. Çantayı Hitler'in yanına bıraktıktan sonra, Berlin'le bir telefon konuşması yapmak için Keitel'den izin alarak dışarı çıktı. O sırada General Heusinger, Doğu Cephesi hakkındaki raporunu bitirmek üzereydi.Tam bu sırada, bir yıl önce "konyak" şişelerini taşıyan Albay Brandt, masanın altındaki çantayı gördü. Hitler'i rahatsız edebilir düşüncesiyle çantayı durduğu yerden alıp desteğin öbür yanına dayadı, içinde bomba bulunan çanta, şimdi Hitler'in oldukça uzağına gitmişti. General Heusinger, raporunun son satırlarını okurken, Feldmareşal Keitel yanındaki General Buhle'ye dönerek: "Stauffenberg nerede kaldı?" diye sordu. "Konuşma sırası ona geldi." Albay Stauffenberg o sırada, Misafirler Pavyonu'nun oldukça uzağında.


Teğmen von Haeften'le birlikte zırhlı bir otomobilin içinde, bombanın patlamasını bekliyordu. Saat on ikiyi elli geçerken, Misafirler Pavyonundan korkunç bir patlama duyuldu. Pavyonun çatısı çökmüş, camlar paramparça olmuştu. Barakanın üzerinde siyah bir duman tabakası yükseliyor, yaralıların, ya da can çekişenlerin iniltileri, acı bağırışları duyuluyordu. Albay Stauffenberg ve Teğmen von Haeften, olanları büyük bir soğukkanlılık içinde izliyorlardı. Bir yardım ekibinin pavyona koştuğunu ve sedyeyle bir cesedi dışarıya çıkardıklarını gördüler. Stauffenberg, çıkarılan cesedin Hitler'e ait olduğundan zerre kuşkusu yoktu. Çünkü çantayı Hitler’in ayakları dibine bırakmıştı. Teğmen Haeften'e: "Hitler'in cesedini çıkardılar!.. Çabuk gidelim.." diye bağırdı. Stauffenberg olaydan yarım saat kadar sonra, bir uçakla Berlin'e gitti. Milli Savunma Bakanlığında, General Olbricht'in odasında yirmiye yakın subay toplanmış heyecan ve merak içinde sonucu bekliyordu. Saat 15,15'te Stauffenberg, Hitler'in ölüm haberini bekleyen subaylara telefon etti : "Hava alanındayız. Bize bir araba gönderin.. Hitler öldü!.."


Oysa o sırada Hitler, karargâhın istasyonunda, Mussolini'yle Mareşal Graziani'yi getirecek treni bekliyordu. Ölmemişti. Patlama sırasında saçları kavrulmuş, sağ bacağı yanmış, sağ koluna da hafif bir felç gelmişti. Albay Brandt'la Hitler'in sağındaki iki general ve bir stenocu hemen ölmüşlerdi. Hitler, kendisini yerden kaldırmaya çalışan Keitel'e:"Yeni pantolonum pek de güzeldi, bana bir üniforma getirsinler..)" demişti. Patlamadan üç saat sonra iyice kendine gelmiş, Mussolini'ye havaya uçurulan barakayı göstermişti. General Olbricht, Albay Stauffenberg'den aldığı haberi İç Güvenlik Ordusu Kumandanı General Fromm'a bildirdi. Ancak General Fromm, Hitler'in ölüm haberini kuşkuyla karşıladı. Hitler'in karargâhıyla bağlantı kurmak ve Führer'in kesin olarak ölüp ölmediğini öğrenmek istedi. Az sonra Feldmareşal Keitel telefonda şunları söylüyordu :"Yok efendim, saçma. Bir suikast oldu ama Führer kurtuldu.


Şu anda Duçe'yle görüşüyor.." General Olbricht, Keitel'in yalan söylediği inanandaydı. Az sonra Stauffenberg de Milli Savunma Bakanlığına geldi. Albay kesin konuşuyordu : "Konferans salonu yerle bir oldu, uçuşan cesetler gördüm, oradan tek kişinin canlı çıkması mümkün değil.." Ona, Keitel'in telefonda söyledikleri tekrarlanınca: "Onu bilmem, ama Hitler'in öldüğünü gördüm." dedi. Komplocular, Stauffenberg'in bu sözleri üzerine harekete geçtiler ve Almanya'nın dört bir yanma, işgal altındaki ülkelere telgraf ve telefonlarla durumu bildirip taraftarlarının daha önce hazırlanan planı uygulamasını istediler. General Fromm, Hitler'in öldüğüne inanmamıştı. Stauffenberg’e : "Sizin yapacağınız, şimdi beyninize bir kurşun sıkmak. Çünkü suikast başarıya ulaşmadı." dedi. General Olbricht'in de tutuklanması gerektiğini ileri sürüyordu. Fakat, Olfbricht'le Stauffenberg onu tutuklayarak, yandaki odaya hapsettiler.


Komplocular beş saat süreyle Berlin'i ellerinde tuttular. Akşama doğru, Hitler'in yaşadığı kesin olarak anlaşılınca, ne yapacaklarını bilemez duruma geldiler. Suikastçıların Paris kolu, daha üstün bir başarı gösterdi. Fransa Valisi Karl Heinrich von Stulpnagel, bütün S.S. ve S.D.’leri (Partisi Casusluk Örgütü) bir Fransız hapishanesine doldurmakta güçlük çekmedi. Daha sonra ordu komutanı von Kluge'ye giderek Nazi Yüksek Komutanlığına karşı gelmesini ve barış için girişimde bulunmasını istedi. General von Kluge ona şunları söyledi "Domuz ölmüş olsaydı, bunu yapardım..." Öte yanda, Berlin'de de Naziler karşı harekete geçmişlerdi. Plan gereğince Propaganda Bakanlığına gidip Goebbels'i tutuklaması gereken Yarbay Remer, orada bir emir alıyordu: "Derhal Goebbels'in emrine giriniz. Führer' in emridir." Yarbayın duraksadığını gören Goebbels, elinde tuttuğu telefon ahizesini Remer'e uzattı. "Beni tanıdınız mı Yarbay Remer?" "Evet Führer'im tanıdım." "Yarbay Remer, şimdi emirlerimi iyi dinleyin. Şu andan itibaren Berlin'de duruma siz hâkim olacaksınız, tam yetkilisiniz. Generallere, mareşallere bile emir verebilirsiniz. Karşı duranları acımadan temizleyiniz. Doğrudan doğruya Führer adına hareket edeceksiniz." Yarbay Remer, Goebbels'i tutuklamak için geldiği Propaganda Bakanlığından, az sonra, kendi arkadaşlarını yakalamak için harekete geçti. Goebbels'i tutuklamaya hazırlanan birliğine şu emri verdi: "Hazır ol!.. İstikamet Savunma Bakanlığı!. İleri..."


Akşam saat sekize doğru Yarbay Remer'in askerleri Savunma Bakanlığını ele geçirmişlerdi. Çarpışmada ilk vurulan Albay Stauffenberg oldu. Sırtına bir kurşun saplanmıştı. Bu arada Fromm da hapsedildiği odadan çıkmış ve kumandayı yeniden ele almıştı. Alelacele bir Harp Divanı kuruldu. Komplocuların hemen hemen hepsi yakalanmıştı. General von Beck, Fromm'a tabancasının kendisinde bırakılmasını istedi. Fromm: "Peki, işinizi kendi elinizle bitirecekseniz buyrun, ama çabuk olun!." dedi. Fakat von Beck, beynine yönelttiği namluyla hedefini bulamadı ve hafif yaralı olarak bir koltuğa yığıldı. Harp Divanı, beş dakika sonra kararını General Fromm ağzından şöyle açıklıyordu :"Führer adına karar veren Divan, General Olbricht'i, Kurmay Albay Mertz von Quirnheim'i, Albay Stauffenberg'i ve Teğmen von Hasften'i idama mahkûm etmiştir..." Von Beck, eline verilen ikinci tabancayla da intihar edemeyince, bir başkasının yardımıyla "işi bitirildi." İdama mahkûm edilenler, hemen oracıkta, Savunma Bakanlığının avlusunda kurşuna dizildiler. Komplocuların Paris'teki lideri von Stulpnagel olaydan sonra intihar etmek istemiş fakat yalnızca gözleri kör olmuştu. Geri kalan sanıklarla birlikte yargılanarak 20 Ağustosta asıldı. Mahkemenin Başkanı ayrı bir âlemdi.


Suikastçılara açıkça küfrediyor, polis tarafından kemeri alınan ve sık sık pantolonunu çekiştirmek zorunda kalan, komplocuların Hitler'in yerine devlet şefi olarak düşündükleri Von Vitzleben'e : "Seni ahlâksız ihtiyar seni, neden durmadan pantolonunu karıştırıyorsun!" diye bağırıyordu. Von Stulpnagel, intihar teşebbüsünden sonra hastanede yatarken : "Rommel!. Rommel!.." diye sayıklamıştı. İlk önce kimse, suikast olayında Rommel'in de parmağı olacağına inanamamıştı. Çünkü, suikasttan üç gün önce Mareşal Rommel, 17 Temmuzda Kuzey Fransa'da, otomobiline ateş açan bir İngiliz uçağı tarafından ağır yaralanmıştı. Gestapo soruşturmayı derinleştirince, Mareşal Rommel'in de komplocularla birlik olduğunu ortaya çıkardı.13 Ekim 1944 günü, iyileşmeye yüz tutan Rommel, Herrlingen'deki evinde dinlenirken Feldmareşal Keitel'den bir mektup aldı. Mektupta olaylar özetleniyor ve suçlamalar doğruysa, şerefli bir insanın nasıl davranması gerektiğini Rommel'in bileceği ileri sürülüyordu. Mektubu getiren subaylardan General Burgdorff, Mareşal Rommel'e : "Sayın Mareşalim, gelirken bir kutu zehir getirdim. Ampul halinde.. Bunları kullanmak isterseniz, Führer'in cenazenizin askerlik geçmişinize yaraşır ulusal bir tören olarak yapılacağına dair mesajını da size iletmekle görevliyim." dedi. Rommel, karısı ve çocuklarıyla vedalaştıktan sonra, mareşal üniformasını giymiş olarak General Burgdorff ve General Maisel in yanma döndü.


Daha sonra, içinde General Maisel'in de bulunduğu bir otomobil, Rommel'i yakındaki bir koruluğa götürdü. Burada General Maisel, yanına şoförü de alarak Rommel'i otomobilde yalnız bıraktı. Geri döndüklerinde Mareşal Rommel can çekişiyordu. Hastaneye götürülürken de yolda öldü. Yapılan resmi açıklamada, Rommel'in kalp durması sonucu öldüğü bildiriliyordu. Goering, Dönitz ve Jodl gibi Nazi ileri gelenleri bile, Rommel'in gerçek ölüm sebebim bilmiyorlardı. Rommel için parlak bir cenaze töreni düzenlendi. Ulm alanında yapılan törende Führer'in özel temsilcisi olarak konuşan Mareşal Rundstedt. Rommel'der, "Alman Kumandanlarının en büyüklerinden biri olarak tarihe geçtiğini” söyledi.


Kaynak:www.bilgilik.com

6 Aralık 2007 Perşembe

Benito Mussolini (1883 - 1945)



Avrupa’nın ilk faşist lideri olan Benito Mussolini Forli'de doğdu. Gençliğinde öğretmenlik yaptı. 1902'de askerlik yapmamak için İsviçre'ye gitti. 1904'te geri dönen Mussolini 10 sene boyunca gazetecilik yaptı. Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine orduya yazıldı ve savaşta aktif olarak görev yaptı. Savaşta yaralanan Mussolini Milano'ya döndü ve burada sağ görüşlü Faşizm taraftarı "Il Popolo d'Italia" gazetesinin editörü oldu.

Benito Mussolini, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtalya’da çıkan kaosu iyi değerlendirdi. Çökmüş ekonomi, siyasi kargaşa içindeki İtalya’da Mussolini çeşitli sağcı grupları kurduğu Faşist partisinin bünyesinde topladı ve onları organize etti. Mussolini (halk arasındaki lakabıyla Il Duce "Duçe" ) ülkenin problemlerini çözeceğini vaat ediyor ve eski Roma İmparatorluğu'nu tekrar kuracağını söylüyordu. Bunun yanında kurduğu Kara Gömlekliler adlı örgütle şiddeti artırıyor özellikle de aynı kendisi gibi ekonomik durumun kargaşasında faydalanarak büyük bir sıçrama yapan komünist gruplarla çatışıyordu. Mussolini’nin izlediği politikalar meyvesini vermeye başladı. Ve en nihayet Ekim 1922'de Mussolini Kral Viktor Emmanuel III'ü yönetimi kendisine devretmekle tehdit etti aksi takdirde 26.000 taraftarı ile Roma'ya yürüyecek ve bunu kendi yapacaktı. Komünist hareketinde önüne geçmek isteyen Kral bu teklifi kabul etti ve İtalya'da Duçe dönemi başladı.

Mussolini'nin başa geçmesiyle baskı ortamı başladı. Duçe Faşist Parti dışındaki diğer partileri kapattı, sendika hareketleri kanun dışı ilan etti, kitapve gazetelere sansür getirdi, eğitimi sıkı kontrol altına aldı ve bunun gibi bir çok düzenleme yaptı. Mussolini tüm ülkeyi tren rayları ve otobanlarla adeta ördü. Çiftçileri sürekli teşvik etti , tarım ve endüstrinin canlanmasını sağladı buna bağlı olarak da İtalya’da işsizlik azaldı. Tüm bunlar Mussolini'nin popülaritesini arttırdı.
Fakat popülaritesini daha da arttırmak isteyen Mussolini 1935'te Habeşis-tan'ın işgaline başladı. 1936'da Habeşistan'ın işgalini tamamladı ve aynı yıl Adolf Hitler'le Roma-Berlin mihverini kurdu. Bu tarihten sonra devamlı Hitler'in etkisinde kalan Mussolini 10 Temmuz 1940'da Müttefiklere savaş ilan etti. Ama İtalyan Ordusu Kuzey Afrika ve Balkanlar seferlerinde mağlup oldu. Fakat her seferinde imdada Hitler yetişti.
1943'te Müttefikler İtalya'ya çıkarma yaptılar. Kral Viktor Emmanuel III Mussolini'yi görevden aldı. Fakat Duçe Hitler’in komandoları tarafından 12 Eylül 1943'de Gran Sasso'da tutuklu bulunduğu otelden kurtarıldı ve uçakla Viyana'ya kaçırıldı. İtalya'da kendine bağlı birliklerle mücadeleyi sürdüren Mussolini Nisan 1945'de yani savaşın son günlerinde kaçmaya çalışırken İtalyan Mukavemet'ine mensup savaşçılar tarafından öldürüldü. Ertesi gün Mussolini'nin,sevgilisinin ve birkaç yandaşının cesedi Milano'da Loreto Meydanı'nda
sallanıyordu.
Kaynak:www.kimkimdir.gen.tr

5 Aralık 2007 Çarşamba

İNTİHARIN TARİHÇESİ



İntihar kelimesi yeni olmasına rağmen, gerçekte anlatmak istediği eylem tarihin ilk çağlarına kadar uzanmaktadır. Yapılan birçok antropolojik araştırma, ilkel kabilelerde intihar olgusunun olduğunu doğrulamaktadır. Burada görülen intihar daha çok yenmesi tabu olan yiyeceklerden olmaktadır. Tabuyu çiğnemesi halinde doğacak sonucu bildiği halde, birey bu tabuyu çiğnemekte; yani ölümü göze almaktadır. Tabuyu çiğneyen birey hastalanır ve ölür. Hatta bazı durumlarda fiziksel bir dış etki olmaksızın, tabunun çiğnenmesi halinde yine ölümle sonuçlanan olaylara rastlanmıştır. Örneğin; Yeni Kurnei’lerde bir genç sağlam ve güçlü olduğu halde, yenmesi yasak olan ‘opussum’u yediği ve ihtiyarlar da bunu farkettiği için derhal hastalanır ve üç hafta içinde ölür.

Eski yazıtların çoğunda intihar konusu ele alındığı halde, 19. yüzyıl sonuna kadar ilkel kabilelerde intihar fenomeninin bulunmadığı iddia edilmiştir; hatta günümüzde bile bu görüşü savunanlar vardır. Bu görüşün ortaya atılması ve savunulmasında herhalde 18. yüzyıl düşünür ve yazarlarının tanımlamaya çalıştıkları Happy Savage (Mutlu İlkel) imajı yatmaktadır.
İlkel toplumlardaki intihar olgusu daha çok kahramanlık türünden olan intiharlardır. İleride değinileceği gibi, Durkheim ilkellerde “elcil” (altruistic) intiharların daha sık olduğunu belirtir. İntiharla ilgili en eski yazıt olan Oedipus Mitolojisindeki Epikaste’in intiharı da bu türden bir intihardır.

İntihar, geçmişte bazı toplumlarda benimsenmiş ve hatta bazı durumlarda başvurulması zorunlu bir davranış biçimi olarak kabul edilmiştir. Eski İskandinavlarda doğal ölüm utanç verici kabul edilir ve yaşlanan kişiler, daha onurlu bir ölüm biçimi olarak kabul edildiği için kendilerini uçurumdan atarlardı. Bugün bile bazı Güney Pasifik adalarında intihar onurlu bir davranış olarak değerlendirilir.

Bazı antropolojik incelemeler ilkel kabilelerin bazılarında intihar olaylarına hiç rastlanılmadığını bildirirler. Bu gibi sonuçlar ilkel insanlarda intihar olaylarının hiç olmadığını değil; modern toplumlarda neden daha fazla görüldüğünü düşündürmelidir.

İlkel insan, uygar insanla kıyaslandığında kendi içindeki intihar eğilimin farkında değildir. İlkel insanlar yüksek uygarlıktan haberdar olunca intihar oranları artmaya başlamıştır. Örneğin; Eski Yunanlılar Roma Uygarlığına katıldıklarında intihar oranı en yüksek seviyesine ulaşmıştır.
Tarihsel süreç içinde intihar oranları genellikle nisbi bir artış göstererek günümüzde önemli toplumsal sorunlardan biri haline gelmiştir. Farklı toplumlarda ve farklı zamanlarda intihar oranlarının artması veya azalması genellikle, toplumsal normların bireyleri etkileme derecesiyle belirlenmiştir. Bu türden toplumsal engelleme veya desteklemeler intihar olgusunun hukuksal boyutunu oluşturmaktadır.


Kaynak:www.intihar.de

4 Aralık 2007 Salı

SERİ KATİLLER-EDMUND KEMPER(5)



The Co-Ed Killer


“Yalnizca büyükannemi öldürmenin nasil bir his oldugunu merak ettim”


1963 Agustos’unda Edmud Kemper 15 yasindayken, büyükannesinin arkasina geçti ve büyük bir rahatlikla onu basinin arkasindan vurdu. Emin olmak için onu birkaç kez de biçakladiktan sonra sakince büyükbabasinin isten dönmesini bekledi ve sonra da onu vurdu. Nedeni? Polise yaptigi açiklama, “Yalnizca büyükannemi öldürmenin nasil bir his oldugunu merak ettim” şeklindeydi.


Geriye dönüp bakildiginda, bu öldürücü hislerin patlamasi çok sasirtici görünmemektedir. Çocuk yaslarindan itibaren Kemper, annesinin iyimser bir ifadeyle söyledigi üzere “Tam anlamiyla tuhafti.” Çocukken en sevdigi oyunlardan biri, gaz odasinda boguluyormus rolü oynamakti. Kiz kardesinin bebeklerinin kollarini ve bacaklarini kesmekten de büyük zevk alirdi.10 yasina geldigi zaman, bir kediyi palayla parçalayip ayirdigi parçalari gardirobuna koyarak hayvanlara iskence yapmaya bayiliyordu. Baska bir kediyi de canli canli gömmüs, ardindan –cesedi tekrar çikardiktan sonra –basini kesip onu magrur bir sekilde yatak odasinda sergilemistir.


Büyükannesini ve büyükbabasini öldürmesinden sonra akli dengesinin yerinde olmadigina karar verilen Kemper, 1963’te maksimum güvenlikli bir akil hastanesine kapatildi. Yalnizca 6 yil sonra saliverildi. Fiziksel olarak çok çarpici bir degisiklige ugramisti. Artik boyu 2.05, kilosu 150 olan bir insan azmaniydi. Ancak psikolojik olarak, eskisi gibiydi. Nekrofili fantezileriyle dolu, sadist bir psikopat. Akil hastanesinden çiktiktan iki yil sonra Kemper, iki üniversiteli otostopçu kizi arabasina aldi ve onlari issiz bir yere götürüp biçaklayarak öldürdü. Cesetlerini gizlice eve getirdi ve birkaç saat “ödülleriyle” eglendi. Fotograflarini çekti, parçaladi ve iç organlariyla seks yapti. Sonunda vücut parçalarini torbalayip gömdü ve kesik baslari da bir çukura atti. Dört ay sonra baska bir otostopçu genç kizi kaçirdi, onu bogdu, cesedine tecavüz etti, sonra da daha fazla eglenip oyunlar oynayabilmek için cesedini eve getirdi.


Ayni süreç, hepsi de otostop yapan ögrenciler olan 3 kadin kurbanla daha tekrarlanacakti. Kemper öldürmekten açikça zevk aliyor olsa da, onu en çok tatmin eden, kurbanlarini öldürdükten sonra gerçeklestirdigi sapikliklardi. Bütün kadinlarin basini kesmis ve bassiz vücutlariyla seks yapmisti. Ayrica vücutlari parçalayip, bazi “hatiralar” almayi seviyordu. En az iki vakada kurbanlarinin etini yemisti. Bacak etlerini kesip firin makarnasi içinde pisirmisti.1973 yilinin Ocak ayi itibariyle Santa Cruzlu yetkililer “ögrenci katili” adi verilen bir seri katilin serbest dolastigini itiraf etmislerdi, fakat asla yerel polis teskilatindan bir çok arkadas edinen Kemper’den süphelenmediler. Birkaç ay sonra paskalya tatili sirasinda, Kemper, anne katili oldu; uyuyan annesinin basini çekiçle ezdi ve sonra da kesti. Bassiz vücuda tecavüz ettikten sonra çöp ögütücüsüne atti.


Polise daha sonra “yillar boyu bana o kadar çok bagirip çagirdi ve hakaret etti ki bence bu yaptigim çok dogruydu” demistir. Bunlarin ardindan annesinin en iyi arkadasina telefon ederek onu aksam yemegine davet etti. Kadincagiz geldiginde, onun kafasini bir tuglayla ezdi ve cesedi üzerinde alisildik eylemlerini tekrarladi.Paskalya yortusunun o Pazar sabahinda, Kemper bir arabaya atladi ve doguya dogru yola çikti. Colorado’ya gelince, Santa Cruz polis teskilatindaki arkadaslarina telefon edip itirafta bulundu. 8 cinayetten hüküm giyen Kemper’a kendisine hangi cezanin verilmesinin uygun olacagi soruldu. Kulaga makul gelen cevabi,”Iskence ile ölüm” olmustu. Onun yerine, ömür boyu hapis cezasina çarptirildi.


Hakkinda Kitap:The Co-Ed Killer, 1976, Margaret Chaney


Kaynak:www.polisiye.com