12 Ekim 1935, Modena - 6 Eylül 2007, Modenaİtalyan tenor.Modern opera dönemindeki en önemli ses sanatçılarındandır.1935 yılında İtalya'nın Modena şehrinde doğdu. İlk müzik deneyimini şehrindeki koroda, babası Fernando ile yaşadı. Delikanlıyken, babasıyla Gioachino Rossini adlı koroyla Galler'e gitti. Llangollen uluslararası şarkı söyleme yarışmasında birinci oldu ve bu onu bir tenor olmak konusunda hırslandırdı. Aslında bir öğretmen olmak için yetiştirilen Pavarotti, Arrgio Pola ve Ettore Campogallianni tarafından aldığı derslerle 1961 yılında "Concorso İnternazionale" adlı ödülü kazandı ve opera dalındaki başlangıcını bir tiyatro salonunda La Boheme eseri ile aynı yılın 29 Nisan'ında yaptı.
Bundan sonra Güney ve Kuzey Amerika, Asya, Afrika, Avrupa ve Avustralya'da birçok kez konser verdi. Ardından, Modena'da genç şarkıcıları eğitecek bir okul açtı. 6 Eylül 2007 günü pankreas kanseri sonucu böbrek yetmezliğine girerek hayatını kaybetti.Bir AS Roma taraftarıdır.Eşsiz sesi ve karizmatik kişiliğiyle dünya çapında ünlü bir müzisyen olan Luciano Pavarotti, olağanüstü yorum yeteneğiyle 20. yüzyılın en büyük tenorlarından biri olarak kabul ediliyor. Bir fırıncının tek oğlu olarak dünyaya gelen Luciano Pavarotti 12 Ekim 1935’de İtalya, Modena’da doğdu. Müzik kariyeri Modena Korosunda başladı. Babasıyla birlikte iflah olmaz bir opera hayranı olan Pavarotti kısa sürede yetenekli bir tenor olarak öne çıktı. 22 yaşında müzik ve solistlik eğitimini tamamladı ve dört yıl sonra da bir uluslararası şarkı yarışması olan ‘Concorso Internazionale’yi kazandı.Aynı yıl, 29 Nisan 1961’de, ‘La Boheme’ operasında Rodolfo’yu seslendirerek ilk solo performansını sergiledi. Luciano Pavarotti bunun ardından Milan, Amsterdam, Viyana, Zürih ve Londra’daki başarılı performanslarıyla dünya çapında bir başarı kazandı. 1965 yılında ilk kez ABD’ye giderek Miami’de bir konser verdi. Soprano Joan Sutherland’le birlikte sahne aldığı ‘Lucia di Lammermoor’ ikilinin efsanevi birlikteliklerinin de başlangıcı oldu.17 Şubat 1972’de, New York Metropolitan Operası’nda sahnelenen ‘La Filla Regiment’deki performansı müzik dünyasında ‘Pavarotti Fenomeni’nin herkes tarafından kabul edilmesiyle sonuçlandı.
Bu operada seslendirdiği aryayla dinleyicilerini tam anlamıyla büyüledi ve bütün dünyada bir Pavarotti fırtınası esmeye başladı. Bu olağanüstü başarının ardından artık kendisine tüm dünya sahneleri açılmıştı; en önemli orkestra yönetmenleri ve sanatçılarla birlikte sahne almaya başladı. Ünü opera sahnelerini aşmış, televizyon ve sinema dünyasını da sarmıştı. Konser kayıtları çoğaltıldı, kendisi ve kariyeri üzerine yazılar, kitaplar yayınlandı, talk-showlar ve röportajlar yapıldı ve belki de klasik müzik tarihinin en popüler simalarından biri oldu.Nobel Barış ödülü sahibi Mihail Gorbaçov, ‘Pavarotti&Friends’ projesiyle savaş mağduru ülkelerdeki çocuklara yaptığı yardımlardan dolayı ünlü tenoru ‘World Social Award’ ile ödüllendiriyor. Bu ödülle layık görülen diğer sanatçılar arasında Ted Turner (Dünya Medya Ödülü), Steven Spielberg (Dünya Hoşgörü Ödülü), Sir Paul McCartney (Dünya Sanat Ödülü), ve Alain Delon (Dünya Aktörleri Ödülü) bulunuyor.
BRAVO PAVAROTTI!
ABD’de verdiği büyüleyici konserin ardından, 24 Eylül 1979 tarihli Time dergisi kapağını ünlü tenor Pavarrotti’ye ayırmıştı. Kapak’ta, Pavarotti’yi izleyerek performansına hayran kalan Amerikalı dinleyicinin konserden sonraki coşkulu sloganı ‘Bravo Pavarotti’ kullanılmış.ABD
KÜLTÜRE KATKI ÖDÜLÜ
Kennedy Center’da 2 Aralık 2001 tarihinde düzenlenen ödül töreninde Pavarotti, halen ABD Dışişleri Bakanlığını yürüten Colin Powell ile birlikte. ABD’de her yıl kültüre olan katkıları nedeniyle dünyanın önemli sanatçılarına verilen bu ödüle 2001 yılında Pavarotti ile birlikte layık görülen diğer sanatçılar aktris ve şarkıcı Julie Andrews, piyanist Van Cliburn, Besteci ve müzik yapımcısı Quincy Jones ve aktör Jack Nicholson olmuştu.
TİBET ÇOCUKLARI İÇİN
Pavarotti&Friends (Pavarotti ve Dostları) isimli projesiyle, savaş altındaki ülkelerde yaşayan çocuklar için yardım konserleri düzenleyen Luciano Pavarotti, bu proje kapsamında Tibet’in sürgündeki ruhani lideri ‘Dalai Lama’ ile de 2000 yılında bir araya gelmişti. Klasik müziğin en popüler simalarından biri olan Pavarotti’nin, aynı proje nedeniyle birlikte sahne aldığı pop sanatçıları arasında Bryan Adams, Jon Bon Jovi, Bono, U2, Tracy Chapman, Eric Clapton, Celine Dion, Tom Jones, Elton John da bulunuyor.Bu popülarite Pavarotti’nin kısa süre içinde klasik müzik endüstrisinin de en önemli sanatçılarından biri haline gelmesine yol açtı. Kayıtları yalnızca klasik müzik listelerinin değil ama ilginç bir biçimde uluslararası pop listelerinin de birinci sırasında yer alıyordu. Özellikle ‘Essential Pavarotti’ isimli albümü İngiliz pop listesinde bir numaraya kadar yükseldi ve inanılmaz bir biçimde tam beş hafta boyunca orada kaldı.Luciano Pavarotti 1990 yılında çağdaş klasik müzik dünyasında bir başka önemli olayı gerçekleştirerek opera sanatının diğer iki büyük ismi Jose Carreras ve Placido Domingo ile birlikte Zubin Mehta’nın yönetiminde ‘Üç Tenor’ konserlerini verdi. Roma’da gerçekleştirilen bu konserin kayıtları bütün zamanların en çok satan klasik müzik albümü olarak tarihe geçti. 1993 Temmuzu’nda New York Central Park’ta verdiği konser, müzik tarihinde benzeri pek görülmeyen bir olaya dönüştü. Konsere yarım milyon dinleyici katılırken, bir milyon kişi de çevreye kurulan dev ekranlardan izledi.1998’de Paris’te verdiği konser uydu aracılığıyla bütün dünyada naklen yayımlandı. Klasik müziğin simgesi haline gelen Pavarotti bunlar dışında birçok öncü çalışmaya da imzasını attı. Eserleriyle birçok ödül aldı, Birleşmiş Miletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın barış elçisi ünvanıyla onurlandırıldı.
Albümleri
* Ti Adoro (2003)
* Various: Pavarotti - Rom... (2002)
* The Pavarotti Edition (W... (2001) * Pavarotti & Friends For ... (1999)
Musa’nın aynı zamanda kardeşi olan Firavun’la mücadelesi, halkını esaretten kurtararak Mısır’dan çıkartması, Mısır ülkesini baştanbaşa sarsan 10 felaket, Kızıldeniz’in yarılması ve sonra geri dönerek Firavun’un ordusunu yutması, kutsal kitaplarda yer alan mucizevî dinsel bir hikâye olup, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta da inanılması farzdır. Ancak, bugünkü bilimsel tarihsel görüş açısından doğrulanabilir mi? Immanuel Velikovsky’nin “Kaos Çağları” (Ages in Chaos) adlı kitabı bu soruya bazı çarpıcı ve dâhiyane çözümler getiriyor.
İnanılması güç bazı olaylar hem bilimsel açıklamalar kazanıyor, hem de bölgesel tarihle bütünleşiyor. Günümüzdeki bazı araştırmalar bunları tekrar gündeme getirip, tarihçilerin önceki varsayımlarına meydan okuyarak, inkâr edilemez kanıtlar ortaya çıkarıyor.
Rus Yahudi’si bir ailenin çocuğu olan Immanuel Velikovsky (1895-1979) Moskova Üniversitesi’nde eski tarih ve toplum bilimi ve tıp eğitimi görmüş, daha sonra Viyana’da Freud’un öğrencisi Wilhelm Stekel yanında Psikanaliz eğitimi almıştır. Sonradan, araştırmalarını daha da genişleterek, kozmoloji, astronomi, jeoloji, mitoloji, efsane ve Kutsal Kitaplar’daki metinleri incelemiş ve bunlardan tarihi yeniden yorumlayan tartışmalı eserler çıkarmıştır. Geçmiş çağlarda büyük felaketler yaşandığı Velikovsky’nin en önemli savıdır. Ancak, insanların kötü anılarını bilinçaltına itmesi ve unutulması anlamına gelen “kitlesel amnezi” ile bunların sadece efsanelerde izleri kaldığını iddia etmektedir. Her yerde felaketlerin izleri olduğu halde bunlarla yüzleşmek acı verdiği için, bilim adamları bunları göz ardı ettiler. Günümüzde bu felaketlerin inkâr edilemez izleri bir bir ortaya çıkarılarak, tarih üzerindeki etkileri konusunda spekülasyonlar yapılıyor. Örneğin, son zamanlarda M.Ö. 2300 yılında Irak’ta büyük bir meteor yağmurunun o zamanki uygarlıkların çöküşüne yol açtığı ortaya çıkmıştır. Hemen sonrasında, meydana getirdiği karanlık çağda, Tevrat’a göre İbraniler göç ederek kuraklıktan nasibini almayan Mısır’a yerleşmişti ve zamanla Yusuf’un vezirliğini unutan yeni bir Firavun İsrailoğullarını köleleştirdi.
Tevrat’a göre Musa’nın Mısır’dan Çıkışı M.Ö. 1447 yılında gerçekleşmiştir ve Ramses adı geçtiği için tarihçiler o zamanki firavunun Ramses II olduğunu varsaymışlardır. Ramses II ile ilgili dev eserlerin ortaya çıkışı 19. yüzyılın hayal gücü üzerine büyük etki yaratmıştır. Tarihçiler buna dayanarak Çıkış’ın M.Ö. Ramses (M.Ö. 1279-1213) dönemine denk gelen yıllarında olabileceğini varsaymışlardır, ama bunu kanıtlayabilecek herhangi bir bulgu ortaya çıkmadığı gibi, Tevrat’ın söz ettiği çalkantılı dönemlerin izine de rastlanmamıştır. Ramses sözcüğü Tevrat’ta Yusuf’un döneminde de yer alıyor ve akademisyenler bunun genel bir terim olduğu düşüncesindedirler.
Bu yüzden Velikovsky ve Tarihçi David Rohl “Zamanın Kanıtı” (A Testament in Time) ve “Cennet Bahçesinden Sürgüne” (From Eden to Exile) eserlerinde Çıkış firavununun 13’üncü hanedandan Dudimose olduğunu savunmuşlardır. Aslında Musa bir İbrani ismi olmayıp, Mısır dilinde oğul anlamına gelir. Bu isim, genelde firavunlara ve prenslere verilir. Örneğin Tutmoses, Tut (Tanrı Thoth) oğlu, ve Ramose Ra (Tanrı Ra) oğlu, Amenmose (Tanrı Amen) oğlu demektir. Firavun Dudimose’un (veya Tutimaos) en uygun firavun olma gerekçesi eski Mısır tarihçisi Manetho’ye dayanmaktadır. Ona göre Dudimose zamanında “Biz [Mısırlılar] Tanrının gazabına uğradık” ve o dönemdeki büyük felaketin arkeolojik kalıntıları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Manetho’ya göre Dudimose’tan hemen sonra Mısır zayıf düşmüş ve Hyksoslar hiç karşılık görmeden Mısır’ı zapt edebilmişlerdir.
Tevrat’a göre Firavun, İbrani halkını azat edip ülkeyi terk etmeye izin vermediği için Mısır’ın başına 10 felaket gelmişti. Bunlar: 1) Nil nehrinin kana dönüşmesi; 2) Kurbağa istilası; 3) Sivrisinek istilası; 4) Atsineği istilası; 5) Hayvan ölümleri; 6) Çıban belası; 7) Dolu belası; 8) Çekirge belası; 9) Karanlık Belası; 10) İlk doğan çocukların ölümüdür.
Velikovsky’nin önemli savlarından biri İpuwer papirüse dayanır. Mısır’ın eski hanedan dönemine ait bu papirüs 1828 yılında bulunmuş ve halen Hollanda’nın Leiden Müzesi’nde sergilenmektedir. Akademisyenler bunun bir bilmece veya kehanet olduğunu düşünmüşlerdir, ancak bu papirüs açık bir şekilde Mısır’ın başına gelen felaketler zincirini anlatmaktadır. Nil nehrinin kana dönüşmesi, suların zehirlenmesi, göklerin kararması, hayvanların ölmesi, yangınlar, depremlerle Mısırlıların perişan ve aç bir vaziyete düşmelerini kaydeder. Eğer Velikovsky’nin savı doğruysa, bu sav Mısır tarihinde Tevrat’ta söz edilen olayların Mısır tarihinde izleri bulunmadığı görüşünü çürütür.
Girit yakınlarında, Thera adasında Santorini yanardağının patlamasının yaklaşık olarak o dönemlerde gerçekleştiği düşünülmektedir. Jeologlar M.Ö. 1626 ve M.Ö. 1360 gibi farklı tarihler vermektedir ve Velikovsky’e göre bu sıralarda yanardağlarda zincirleme patlamalar vardı. Santorini adasının patlaması, Girit uygarlığının yok olması gibi, tarihte birçok radikal değişimlere sebep olmuştu. Ortaya çıkan bu patlamanın, 1883 yılında tüm dünyayı sarsan ve 35 bin kişinin ölümüne yol açan Karakatoa yanardağının patlamasından kat kat güçlü olduğu ortaya çıkmıştır ve Vesuvius yanardağının patlaması da aynı zamana rastlar. Santorini yanardağının nükleer bombadan bin kez daha güçlü olduğu hesaplanmıştır. Velikovsky’e göre volkanik Sina dağı da aynı anda patlamıştı. Tevrat’ta, Çıkış’tan hemen sonra İsrailoğulları Sina’ya yürüyüşü “Tanrı önümüzde gündüz bir duman sütunu gibi ve gece bir alev sütunu gibiydi” diye tanımlanır. Volkanik patlamaların gündüz ve gece böyle gözlemlendiği doğrudur.
Peki bu durumda, Kızıldeniz’in yarılması nasıl izah edilebilir? Velikovksy’e göre İsrailoğulları daha sığ olan Sazlar denizinden geçmekteyken oluşan bir deprem suların geri çekilmesine sebep olabilir. Büyük yanardağ patlamalarının depremleri tetiklediği bilinmektedir.
Velikovsky’nin kabul edilen Mısır tarih kronolojisinin birkaç yüzyıl ile hatalı olduğu tarihçi David Rohl ve diğer revizyonist Mısır tarihçileri tarafından destek görmektedir. David Rohl kitabında yüzlerce sayfalık kanıt vermektedir. Bunlar, kutsal kitaplardaki olayların tamamen uydurma olduğu, Musa, Davut ve Süleyman gibi Tevrat’ta söz edilen kralların hiçbir zaman yaşamadığını iddia eden bazı tarihçilerin tezlerini çürütmektedir. Velikovsky ve Rohl’a göre bu tarihçiler arkeolojik bulguları yanlış tarihte aramaktadırlar ve birkaç yüzyıl geri bakılırsa tüm kanıtların orada olduğu gözlemlenecektir
Mısır’dan Çıkış’ın yer aldığı dönemdeki felaketler büyük göçlere de sebep olmuştur denebilir. İsrailoğulları tam bu dönemden sonradır ki Hyksoslar denilen bir kavmin işgaline uğramışlardır. Hem Velikovksy, hem de Rohl’a göre bu kavim Çıkış’tan sonra İsrailoğullarının Mısır yolunda karşılaşıp savaştığı Amalekliler’di. Mısırlıların Amu dedikleri ve ayrıca “Çoban Kralları” olarak da bilinen Hyksoslar, hiç karşılık görmeden Mısır’ı ele geçirdiler. Birkaç yüz yıl sonra işgalden uzak Mısır’ın Güney hanedanı Hyksosları ülkeden kovabilmişti. Arap tarihçilere göre Mekke civarında yaşayan Amalekliler kendi ülkelerinde büyük bir felaket sonrası göç etmişlerdi. Seller bazı kavimleri ortadan kaldırmıştı. Üzerlerine kara dumanlar çökmüş, karıncalar istila etmişti. Manetho’ya göre Dudimose’un döneminden hemen sonra Mısır, doğudan gelen bu gaddar ve acımasız kavim tarafından istila edilmişti. Amalekliler Mısır’da büyük tahribatlarla halkı esir ettiler. Velikovsky’e göre eski ahit Mezmurlar’da geçen “[Tanrı Mısırın üzerine...] Üzerlerine kızgın öfkesini, gazap, hışım, bela ve bir alay kötülük meleği gönderdi” aslında “Üzerlerine kızgın öfkesini, gazap, hışım, bela ve bir alay çoban kralları gönderdi.” Kötülük meleklerinin Mezmurlarda yazılışı malakhei-roim, bu aslında Çoban Kralları, anlamına gelir, doğrusu malakhim-roim olmalı.
Kutsal kitaplar Musa’yı olağanüstü vasıflarla donatır. O dönemde geçen olayların ve doğal felaketlerin arkasında doğal nedenler olması kanımca, bir dönüm noktasında bu felaketleri önceden bilen ve Tanrı’nın gazabı olarak yorumlayan güçlü, bilge bir liderin şanından bir şey eksiltmez. Manetho’nun da Mısır’ın o dönemde Tanrı’nın gazabına uğradığını belirtmesi bunu doğrular.
Velikovsky’nin tezlerini doğru kabul etmek tarihe bakışımızı değiştirmekle kalmaz, bize bu önemli mesajı verir: Dünya tarihinde büyük felaketlerin rolü de büyük olmuştur ve bu olasılık her zaman için geçerliliğini korumaktadır. Velikovksy ve Rohl’un kitapları bu savı öne sürüyor
Titanic batış anında iki parçaya ayrıldı. Gemini ön kısmı suların basıncına dayanamayarak parçalamdı ve saate 30 mil hızla denizn dibine varırken gemini kıç kısmı 50 fet derinlikte çamura batmıştı. Dünyanın en büyük hareketli yapısı olan Titanik ve Olimpik'in yapım aşamasında 15.000 liman işçisi bir yıl boyunca çalışmıştı.
Titanic tam altı ayrı yerden yaralandıktan sonra dakikada tam 7 ton su almaktaydı. Sular dolmakta iken tahliye çalışmaları sürmekte idi. Fakat 30.000 ton su gemiye girmişti bile. Su dolan 5 kazan dairesinin ardından kalan dördüncü kazan daireside tamamıyla su ile dolmuştu. Tinanic deniz suyunun gemiye hücum etmesi üzerine gemi sıyun ağırlığına dayanamayarak ortadan ikiye bölündü ve okyanusun karanlık sularında gözden kayboldu. Dönemin Mühendislik harikası olarak adlandırılan Titanik'in batmasına hiç bir mühendis imkan tanımıyordu. Olası bir çarpışmayı önden ve arkadan tahmin eden mühendisler bir kaza anında Titanic'e çarpan geminin zarar görebilieceğini varsayıyorlardı. Ama hiç tahmin etmedikleri Buzdagı Titanik'e ne önden ne de arkadan çarpmış, adeta bir bıçak gib yan gövdesini kesmişti. Geminin Ön ve Arka kısmına nazaran kuvvetsiz olan yan duvarlar çarpışmanın etkisiyle kolayca parçalanarak batmayı kolaylaştımıştı. Dev Gemi denize indirilmeden önce herşeyi bitmiş olarak 10 ay boyunca Wollf su havzalarında bekletildi. Titanic dönemin en devasa pervanalarine sahipti Üç adet dev pervane bronz ve çelik karışımıydı. 16 feeten daha yüksek dev pervaneler gemiye çok hız katıyorlardı.
Batmaz denilen gemi nasıl battı. 1900 yılların başında ziraat toplumunda hızla sanayi toplumuna geçen batı insanı, kainata hükmettigi zannına kolayca kapılmıştı.Yaptıklarını hiçbir kuvvetin yok edemeyecegini söylüyor ve adeta herşeye meydan okuyordu. O güne kadar imal edilen gemilerin en büyüğüne 'Titanic' isminin verilmesi de bu cüretten kaynaklanıyordu. Çünkü Yunan mitolojisindeki en ünlü Tanrılardan birisinin ismi Titanic idi.
Gemideki birçok subay yolculara sık sık Bu gemiyi Allah bile batıramaz diyor ve bu kör inatlarını geminin batış halinde bile yenilemekten kendilerini alamıyorlardı. Toplam 46 bin tonluk bu döneminin en büyük Transatlantiğinde toplam 16 kazan vardı. 66 bin beygir gücüne sahip olan gemi saatte döneminin en hızlı süratine ulaşarak 23 deniz mili yapıyordu. Birinci mevki içinbügünün parası ile 50 bin dolar ödeyen yolcular büyük bir lüks içesinde seyahat ediyorlardı. Gemide 6 bin tane Havana sigarası ile 1 sınıf kamera-suitlerde odun yakılan 28 tane şömine bile vardı.İrlanda'nın 'Harland and Wolff' gemi tezgahlarında üç yılda tamamlanan Titanic 1912 yılının 10 Nisan günü, İngilterenin Southampton Limanı'ndan ilk ve son yolculuguna adım attı.
Devasa geminin Southampton - New York arası yaptıgı yolculuk 1912 yılının 14 Nisan'ını 15 Nisan'a baglayan gece sona erdi. Titanic 'White Star Line' şirketi tarafından inşa edilmişti. Manidardır ki yine aynı şirket tarafından yapılan diğer iki geminin akibeti d Titanic'ten farklı olmamıştı. Olympic ve Britannic adını taşıyan bu gemilerde tıpkı Titanic gibi okyanusun dibine demir atmışlardı.İlk inşa edilen Olympic başka bir gemi ile çarpışarak büyük yara aldı ve hayatını noktalamış oldu. Titanic ise dev bir buzdagına çarptı ve battı. Yolcu taşıması için inşa edilen ancak savaş çıkınca İngiliz donanmasında hastane olarak kullanılan Britannic ise altıncı seferinde Çanakkale savaşında yaralanan İngiliz askerleri almak için giderken Ege'de Alman U-2 Avcı denizaltılardan göndeilen torpidolar ile battı.
TİTANİC 'İN İBRET ÖYKÜSÜ
Yirminci asrın başında dünyanın en güvenli ve lüks transatlantiği olarak tasarlanan Titanic Southampton - New York seferini yapmak üzere demir aldı. 1912 yılının 14 Nisan'ını 15 Nisan'a bağlayan gece, Kanada yakınlarında dev bir buzdağı çarparak kötü biçimde yaralandı. Güvertede 2.206 kişi bulunuyordu. Cankurtaran sandalları ise en fazla 1.500 yolcu alabilecek kapasitedeydi. Gemi yavaş yavaş Atlas Okyanusu'nun karanlık sularına gömülürken kurtarma filikalarına önce kadınlarla çocuklar bindirildi.15 Nisan 1912 sabahı, denize indirilen filikalarda toplam 705 kişi bulunuyordu. Facia 20 yüzyılın en büyük deniz kazası olarak kabul edildi. Titanic'in batısının hemen ardından yazar Joseph Condrad 'Bu felaket teknolojiye olan ilahi güvenin aldığı yara acısından tarihin ciddi bir dönüm noktası' diye yazmıştı.
TAM YOL TORNİSTAN
Titanic Okyanuslar üzerindeki en lüks transatlantikti ama gemide tek bir dürbün dahi bulunmuyordu.Fivarun mabetleri gibi kamaralarda yolculuk eden birinci sınıf yolcular için dünyanın en pahalı Fransız aşçısı 14 Louis tarzı gemi mutfaklarında yemek yaparken projektör ve ışıklar için bütçe ayrılmamışa benziyordu. Suyun ısısı o gece -1'e düşmüştü: kapkara okyanusun donması Atlantik'in acı tuzu önlüyordu. Ve yine de 62 yaşındaki Kaptan Smith, tüm hızıyla Atlantik ortasında ilerlemeye devam ediyordu.Perşembe günü New York limanına varması düşünülen gemiyi Salı günü limana sokarak yeni bir rekor kırmak istiyordu.
Böylece yönettiği geminin ne kadar hızlı bir gemi olduğunu bütün dünyaya ispatlamış olacaktı.Ne var ki 22 yıllık deniz kaptanı bu kadar büyük bir gemiyi ilk defa yönetiyordu.Tarih 14 Nisan 1912'yi saat ise 23.40'ı gösteriyordu.Elinde ne bir ışıldak ne de bir dürbün bulunan gözcü Frederick Fleet 20 metre yükseklikteki gözetleme kulesinden birkaç yüz metre ilerdeki kara kitleyi farkettiğinde artık çok geçti.Titanic meydan okudugu denizlerde bir buz dağığla karşı karşıya kalmıştı.Gözcü Fleet alrm çanını acı ile tam üç kez sarıldı.Kaptan köşküne buzdağı alrmını verdi. Birinci köprü subayının ilk emri 'tam yol tornistan' oldu. Sonra geminin 16 hava bölmesi arasındaki otomatik çelik kapaklar kapatıldı.Ama Titanic , mesafede bu dağının sol tarafından kaçmayı başaramadı.Deniz yüzeyinden altı metre kadar aşağıda,gemi sancak tarafından yarılmaya başladı. Yandan buz dağına vuran Titanigi, buzdağı bir bıçak gibi,uzunluğunun üçte biri olan ilk 269 metre boyunca 6 ayrı yerinden kesmişti. Alarm çanlarından tam iki dakika sonra kaptan köprüdeki yerini aldı.Soğukkanlıydı. Ve önce otomatik çelik kapıların durumunu sordu yardımcı kaptanlarına. Kaptan buz dağı ile yapılan çarpişmadan beş dakika sonra makinalara stop emrini verdi.Bazı yolcuları yattıgı yerden uyandıran ise aslında bu sessizlik olmuştu. Denizdeki Rüzgar ve hafifi sarsıntıda askıların birbirine sürterken çıkartıkları ses dışında herşey susmuştu sanki .Titanic ölüm sessizliğinin ilk vakitlerine girmişti bile.
BUZLAR İÇKİ BARDAKLARINDA
Yolculardan birkaçı köprüye çıkarak neler oldugunu anlamaya çalışıyorlardı.Kaptan onları sakinleştirerek kamaralarına gönderdi. İnerken sancak tarafındaki 5 kat balkonlarına kadar sıçramış bu parça ve kalıplarını ayaklarıyla birbirlerine atarak güvertede maç yapıp kartopu bile oynadılar. Titanic'te Panik hissedilmiyordu.Yolcular NewYork'ta bir gökdelen kadar yuksek olan bu geminin batabileceğini düşünmüyorlardı bile. Bazıları çarpma anında buzdağından güverteye düşmüş bu parçalarını yerden toplayarak içki bardaklarının içine atarak içkilerini soğutuyorlardı. Sadece kaptan Smith ve diğer subaylar durumun ciddiyetinin farkındaydılar. Kimse hala gerçekleri görmüyordu.
BAGAJLARA SULAR GİRİYOR.
Saniyede 5 ton Atlandik suyu geminin ön tarafındaki yarıklardan hava bölmelerine müthiş bir hızla akıyordu.60 bin ton ağırlığındaki çelik kitleyi su üzerinde tutan 130 bin metreküp hava ise aynı yarıklardan suyun basıncıyla çıkarkan korkuç tiz bir ses çıkarıyordu. Teknoloji harikası Titanic'te 160 dakika içinde hava ile su o kadar yer değiştirecekti ki; fiziğin kuralları uyarınca ne suyun taşıma ne de havanın kaldırma gücü bu yüzen sarayı kurtarmak için birşey yapabilecekti. Çarpmadan tam 10 dakika sonra kazanların sübabları patlayarak buhar fışkırtmaya başladı. Korkunç bir tıslama sesi kapladı bütün gemiyi. Birkaç dakika sonra da söndürdüğü ateşin dumanları bacalardan yükseliyordu. Ayrıca üçüncü sınıf yolcuların henüz uyudukları kabinlerin zeminlerinde su birikintileri oluşmuştu. İlk hava bölmelerindeki su 4 metre yüksekliğe çoktan ulaşmıstı.Bagajlar yükselen suyun içinde parça parça yüzmeye başlamışlardı. Birbirinden nadide özel yapım otomobiller tuzlu suyla çoktan tanışmıştı bile. Gece yarısından üç dakika sonra tamamlanan keşif, Teknik Müdür Thomas Andreas'un 'Batacak' sözleriyle sona erdi. Kurtulma şansı yoktu artık Titanic'in. Kaptan Smith teknik müdürünün kagıtlara karaladığı hesaplara baktı.. S.O.S fişeklerinin fırlatılması emrini mürettabatıyla görüşmelsinden 10 dakika sonra verecekti. Önce mürettabata güvertede toplanma emri verildi. Sonra ise yolcular Cankurtaran kayıklarına bindirilecekti.;ancak sadece birinci mevkideki yolcular.. Aceleyle tek başına aşagıya indi. Önce gemideki en zengin adama John Jacop'a gitti. Telaşa gerek yoktu, ancak uyanmaları gerekiyordu. Kaptan bu sözleri geminin diğer aristokrat yolcularıylada paylaştı. Neden bu haberi kendisi verdi, neden sadece birinci sınıf yolculuk yapanlara verdi. Geminin batmak üzere oldugundan ikinci ve üçüncü sınıf yolcuların haberi olmadı. Ve bu zaman kaybını nasıl göze aldıgı hala bilinmiyor.Bilinen üçüncü sınıf yolcularının bazılarının çok sonra ve kendiliğinden uyandığı, bazılarının ise hiç uyanmadığı.Kaptan tekrar yukarı çıkıp S.O.S sinyalini gönderme emri verdiğnde çarpışmanın üzerinden tam yarım saat geçmişti. O arada mürettabattan 30 kişi Titanic'in dev jeneratörlerini devrede tutabilmek için aşağıya gönderildi. Ve gemi karanlık sulara gömülmeden 2.3 dakika öncesine kadar ışıl ışıl parıldadı.
BÜYÜK SÖZ (!)
Titanic'e en yakın gemi olan 'Californian' yardım sinyallerini almamıştı. Geminin kaptanı 22.21 'de suyun üzerinin buz bloklarıyla kaplı olduğunu ilk farkettiğinde makineleri stop ettirmişiti ve telsizcileriyle birlikte gün ışığına kadar derin bir uyku çekmek için kamarasına inmişti. Yardım sinyallerini İngiliz yük şilebi 'Carpathia' aldı. Tam yol Titanic emri verildiğinde saat 00.25'di bu süre içinde 58 deniz mili katledilemeyeceği biliniyordu. Yolcular güverteyi doldurmaya başlamışlardı. İkinci ve üçüncü sınıf yolculardan da uyanıp yukarı gelenlerde vardı. Kimsede en ufak bir panik hali yoktu. Çünkü kimse hala Titanic'in batabileceğine inanmıyordu. Birkaç güverte subayı güvertede toplanan ve ne olup bittiğini anlamaya çalışan yolculara hitaben 'Bu gemiyi Allah bile batıramaz' dediği birçok tanığın ifadesiyle teyit edilmişti ve bunu söyleyen mürettabat buna gerçekten inanıyordu. Buna inanmayan ve batmakta olduklarını kesin olarak bilen kaptan ve ona yakın birkaç subay da bu felakete uygun hareket etmiyorlardı. ama hesap ortaydı 1.308 yolcu ve 898 mürettabat olmak üzere gemide toplam 2.206 kişi bulunuyordu. Ve toplam 20 Cankurtaran kayıgında da 1.178 kişilik yer bulunuyordu. Bu da bir kaza durumunda 1.028 kişinin ölmesi anlamına geliyordu.
FİLİKALARA SINIFLARINA GÖRE BİNDİLER
Ancak ilk kurtarma kayığı, buzdağı Titanic'e geldikten tam bir saat sonra 16 sayfa tarafından hazırlanabildi. Artık çok geç kalınmıştı. Tayfalar kayıkları nasıl indireceklerini bile bilmiyorlardı. Kimse batacağına inanmadığı koca bir gemiden ayrılıp da Okyanus üzerinde ceviz kabuğu misali kaybolabilecek bir kayığa binmek istemiyorlardı. Şuursuzluk bu kadarla da kalmayacaktı. Subaylar , iki ucundan halatlara asılı kayıgın fazla dolarak suya indirilirken orta yerinden kırılmasından korktukları için 65 kişilik ilk kayığa sadece 28 kişinin binmesine izin verdiler. Geminin ön kısmı artık farkedilir bir biçimde aşağıya meyillendiği halde , ilk kayığa binmeye talip pek fazla yolcu yoktu. Yaşanan diğer bir gariplik ise, birçok filikanın kadın ve çocukları doldurmaya çalışan göevliler tarfından yarı boş şekilde indirilmesiydi. Filikaların denize indirilme senasında bile birinci sınıf ve ikinci sınıf diye ayrım uygulandı. En önce filikalara zengin ve varlıklı yolcular bindirildi.Üçüncü ve ikinci mevkidekilerin birinci sınıf yolcuların binmesi beklemeleri facianın daha da büyümesine sebep oldu.Varlıklı kimselerin filikalarına fazla yolcu almak istememeleri yüzünden ölü sayısı daha da arttı.
BATACAKLARINA İNANMIYORLARDI.
Kurtulanların yıllarca anlattıklarına bakılırsa bir sebep daha vardı.Ve o iki saat boyunca ölümü basiretsizce bekleyen yüzlerce kişinin ana amiliydi. Geminin batabileceğine olmasada zor durumda olduguna inanan bir kısım yolcu onlara sürekli korkmamaları gerektiğini söyleyen kaptanın çevresinde bulunmak, onun sahte rahatlamalarıyla hadiseyi algılamak yolunu seçmişlerdi.Böyle oluncada yolcular kayıkların indirildiği sancak tarafında değil,kaptanın ve subayların bulunduğu iskele tarafında toplanmıştı.Geminin iskele tarafıyla sancak tarafı arasındaki dört devasa baca diğer tarafı görme imkanını ortadan kaldırıyordu. İkinci kayık 5 dakika sonra indirildi. Bu kez iskele tarafından yani kaptanın ve etrafındaki kalabalığın bulunduğu taraftan indiriliyordu. Ancak Smith bu ikinci büyük hatasını yaptı ve birden 'kadınlar ve çocuklar iskele tarafında toplanacaklar,onların hepsi binmeden de erkekler kayıklara binmeyecekler' dedi. Sancak tarafında bulunan 10 kayık boş mu bekleyecekti ? Madem kadınlarla çocuklar iskele tarafında bindirilecekti, erkekler neden hiç değilse , sancak tarafında bulunan 10 kayık boş mu bekleyecekti ? Madem kadınlarla çocuklar iskele tarafından bindirilecekti. Erkekler neden hiç degilse, sancak tarafındaki 5 kayığı kullamamıyorlardı. Bu da bilinmiyordu. Erkekler binemiyor kadınlarla çocuklarda çok korkuyor ve iki ipin uçunda metrelerce aşağıdaki karanlık sulara inmek istemiyorlardı. İkinci kayıkta sadece 28 kişi ile karanlık okyanus sularına indi. Zaman Gittikçe daralıyordu.Kaptan Smith , yüzen sarayının batmasını şuuraltında kendi başarısızlığıymış gibi kabul ederek hala kayıklara binme emrini vermiyor. Yolcuların ve personelin isteğine bırakıyordu. Batma haberinden haberleri olmayan ve uyarılmayan yolcularda bunu çok önemsemiyorlardı. Kaptan Smith Titanic tamamen sulara gömülüne kadar suya 18 kayık indirdi. Ancak gemideki yolculara hiç bir zaman kayıklara binin emrini vermedi. Denize indirilen 18 kayıktan sadece dördü dolu idi. Denize açılan kayıklarda 500 kişilik boş yer bulunuyordu.
KORİDORLARDA KAYBOLDULAR
Bu hikayenin belki de en dehşetli yanı,özellikle en alt katlara yerleştirilmiş olan ikinci ve üçüncü sınıf yolcuların güverteyi bulanamamalarıydı. Titanic'in toplam 7 kilometre uzunlugundaki koridorlarında 762 kamara bulunuyordu. Mürettabatın bile zaman zaman içinde kaybolduğu koridorlarda , ara sıra yol gösterip, açıklayan levhalara da rastlamak mümkün idi. Ancak Avrupatı terkeden bu insanların bir kısmı ingilizceler'in deyimiyle İngilizce konuşulmayan ülkelerdendi ve o levhaları okuyamadılar. 709 üçüncü sınıf yolcudan sadece 55 erkek kurtulabilmişti. 0.45'te çarpışmadan tam bir saat sonra ilk S.O.S fişeği yıldızlarla dolu gökyüzüne fırlatıldı. Güvertedeki herkes durumun vehametini galiba o an anladı. Telsizci sinyali görmüştü. Ancak Amerikan senatosunda önündeki sorgulamasında bunu yukarıya bildirmek gibi bir görevi olmadığı için bildirmediği anlattı. Böylece 'Californian' ın oraya yetişip en azından suya atlamış olanları donmadan denizden toplama şansı da kaybolmuştu. Dördüncu kayıkta yine de 37 boş yer vardı. Kaptan binmek isteyen erkekleri engelliyor, kocası binemeyen kadınların çoğu kayıklara binmeyi reddediyordu. 5 kayığa 40 kişi bindi. Sonrakiler, ilk kayıklara göre daha dolu idi. Bazılarında kurek çekecek kimse dahi yoktu. Erkekler eşleriyle vedalaşıyor çocuklarını son kez öpüyorlardı.
KORKUNÇ SONA DOGRU
01.15'de korkunç sondan 65 dakika önce geminin ön kısmı 5 kata kadar suya batmıştı.Geminin içinde tahminen 30 bin ton kadar su vardı.O yarım saat içinde 11 kayık suya indirildi. Artık her botta 50-60 kişi oturuyordu. Sabah saat 01.30'da bir el ateş edildi. 5 güverte subayı kendisininde içinde bulundugu 11 kayık suya indirilirken 'ititşip kakışan üçüncü sınıf İtalyanlar'ın kayığa atlamalarını engellemek için ateş ettiğini' sonraki sorgulamaları sırasında anlatmıştı. 01.35'de ikinci bir silah sesi duyuldu. Subay Wiiliam Murdoch yarısı boş olarak indirilmekte olan 15 kayığa binmek isteyen erkeklere sözünü geçiremeyince onları indirmek için ateş etmekten başka çare bulamamıştı. 15 kayığa son anda tek bir erkek bindi. Titanic'in ait oldugu 'White Star Line' gemicilik şirketinin varisi Lord Josep Bruce İsmay dan başkası degildi.
ONUNLA BİR DÖNEM BATMIŞ OLDU
Titanic yara aldıktan sonra tam olarak batması 3 saat 20 dakika kadar sürdü. Güveretesinde 2.206 kişi bulunuyordu ve cankurtaran sandalları bu sayının yarısından azını alabilecekti. 1500 yolcu, gemi yavaş yavaş pruvasından suya gömülürken güvertedeydiler. Gemide kalanlar çogunlukla 3 mevki yolcular ve bazı zengin nüfuzlu erkekler di. Kurtarma filikalarına öncelikle kadınlar ve çocuklar alınmıştı. İnsanları ayırma işlemini zamanın maden ocakları sahibi Benjamin Guggenheim yaptı. Gece kıyafeti içinde kibar bir beyefendi görünümündeydi. Sigara salonunda en son beraber olduğu kişilerden birine 'Bana bir şey olursa karıma görevimi yaptıgımı söylersiniz. diyordu. New York Waldorf Astoria 'nın sahbi John Astor hamile karısını bir filikaya bindirdikten sonra gemide kalanlar arasındaydı. Vucudu geminin batmasından birkaç gun sonra bulundugunda tanınmayacak halde idi. Amerikan Kongre üyesi. New York 'taki Macy mağazalarının sahibi Istdor Straus karısı İlda ile seyahat ediyordu. Karıs kurtarma filikalarına binmeyi reddetti.'Her zaman kocamın yanında oldum şimdi neden bırakayım ' diyordu. Strauslar güverdeki sandalyelere oturup sonlarını beklediler.
ADIM ADIM ÖLÜM
Okyanu her geçen saniye Titanic'in yanan ışıkşarından birini daha içeri alıyordu. Batış gözle izlenebilir hale gelmişti. Ön kısmı suların ölümcül karanlığının içine batmış geminin arka kısmın kaldırmıştı. Yine de o ana kadar suya indirilmiş olan kayıkların pek uzaga gitmedikleri, geminin etrafında kalmaya çabaladıkları gözleniyordu. Titanic'in batacagına hala inanmayan bu insanlar eger gemi batmaz ise tekrar bineriz düşüncesiyle oradan ayrılamamaışlar ve kimse de onlara bu agırlıktaki geminin batarken meydana getirecegi anafordan bahsetmemişti. 01.45'de 16 kayık içinde 4 boş yer ile denize indirilirken güvertedeki 1.000'den fazla insan artık kurtulma şanslarının çok düşük oldugunu ve geri kalan 4 kayıkta ancak 250 kişilik yer oldugunu anlamışlardı. Titanic'in iskeşe tarafına dogru da yatmakta oldugu o sıralarda görüldü. Güveredede panik başlamıştı. Amerikalı tarihçi Barbara tuncman'a göre güverede bulunan New York'un ise yaramaz zengin sınıfı hizmetkarlarına ve onların üçüncü sınıfta yolculuk eden ailelerine atlarına verdiği kadar bile deger vermiyorlardı. ama son kayıklara binmek için de onların önüne gecmediler. Kimse onları can korkusunda görmemeliydi. Bu arada gemide hala tüm kadınlar kurtarılmış değildi. Hala geminin batacagına inanmayarak kocalarıyla kalmak isteyenler gemideydiler. Yeni evli bir kadın ölecekse eşiyle beraber ölmek istediğini söylüyor ve gemiden ayrılmıyordu. Öte yandan aşagı katlardan güverteye uzanan yolu ancak geçip, ağlayarak ve haykırarak yukarıya gelen onlarca üçüncü sınıf kadın yolcu da henüz gemide idi. Ve onlar sebebiyle son kayık 23 boş yer ile ve içine binmiş olan erkeklerin silah zoruyla tekrar güverteye çıkarılmasından sonra denize indirildi. Gemini arak kısmı birdenbire havaya yükseldiğinde içeride kalan 500 kişinin hayatta kalma şanşı tükenmişti. Yukarıya çıkan yollarda olanlar, birdenbire birer kuyu görüntüsü alan ve dikey birer boşluk haline gelen koridorlardan , gemini ön kısmımda yükselen suya düşerek boguldular. Kimilerinin üzerine dolaplar, piyanolar, kimilerinin üzerinede diğer insanlar yıkıldı. Titanic denize 45 derecelik bir açı yapıyordu. Güveretedekiler son çaresizlik içinde yerlerde sürünüyor , geminin okyanusun yutacagı son noktası olduguna inandıkları kıçına dogru tırmanmaya çalışıyorlardı. Bazıları ölümü beklemekten bıkkın , birdenbire buz gibi karanlıga atladı. Kimileri tutunamadı, kaydı ve düştü.Kayıklardan dehşet çığlıkları yükseliyordu insanların bütün umutları yok olmuştu.
PARÇA PARÇA OLDULAR
Titanic batıyordu.Suyun üzeri soğuktan çırpınmayı bile başaramayan insanlarla dolmaya başlamıştı.Birden kulakları sgır edici bir gürültü koptu. Titanic parçalanmaya başlamıştı. Kocaman metal plaklar kopuyor, bacalar yerinden oynuyor, katlar ayrılıyor gibi sarsılıyordu. 24 metre yuksekliğindeki 50 tonluk ilk baca 02.18'de deniz suyunu basıncına dayanamayarak kırıldı. Kırılan baca denize mantar yelekleri ile atlayan insanların üzerine yıkıldı.Ve birden ölümcül bir sessizlik geldi. Ardından Titanic daha da dogruldu ve su yüzeyine 70 derecelik bir açıyla ve birdenbire denecek kadar kısa bir sure içinde okyanusa ebedi dalışını gerçekleştirdi. Olata tanık olanlar bir anda diye düşündüler. Dilleri nefesleri tutuldu batmaz denilen gemi bir anda okyanusun sularında yol oldu. ,anıt tabut ardında ne bir dalga bıraktı ne anafor . Birkaç dakika sonra suyun altında yukardakilerin bile duydugu bir patlama gerçekleşti. İçte kalan hava üzerindeki basınç Titanik'i patlatarak üçe bölmüştü. Yüzen saray ilk ve son yolculugunu böylece okyanusun dibinde tamamlamıştı. Kayıklardan da suda yüzenlerden de bir anda çıglıklar yükseldi. Kayıklardaki 700 kişinin sesleri kısıldığında,denizin haykırmaya devam ettiği duyuldu.Denizdekiler donmak üzereydiler. Kayıklar ise denize düşen yolculardan epey uzaktı. Titanic ise deniz dibinde ebedi istirhatine olan okyanus tabanına ulaşmıştı. Ve insanoğlunun nasıl acımasız, nasıl bencil ,nasıl sakat olduğu o andan sonra , birkez daha teyit edilecekti. Birinci sınıf yolcusu birkaç hanıefendi amerikan Senatosu önündeki sorgulamalarında 'Bağıranlar, uyuyarak battığını bile anlayamayan uyanıncada kriz geçiren birkaç üçüncü sınıf yolcusuydu' demişti, ama hala 500 kişilik boş yerleri bulunan kayıktakilerin denizdekilerin suda donmadan önce geçirdikleri süreci anlatan ifadeleri gerçekten dehşet vericiydi.
İNSANLARIN İNSANLIKTAN ÇIKTII ANLAR
6. kayıktakiler, kürekciye suda yüzmeye çalışanların yanına gitmek için baskı yapmışlar, ancak kürekçi bunu 'zaten yerimiz yok, biz de batmayalım ' gerekçesiyle reddetmişti. Komisyon raporlarına göre 4 kayıktaki kürekçiler sudakilere yardım etmek istemiş ancak yolcular bunu 'yasaklamışlardı' Ve diğer kayıklarda daha da insanlık dışı uygulamalar a yaşanmıştı. Kazadan kurtulanların anlattıklarına göre hep beraber tempo tutup şarkı söylemişlerdi. Hem denizde haykıranların hem de vicdanların seslerini bastırabilmek için ... Ve kürekçi Lowe denetimindeki 14 kayık , içindeki herkesi diğer kayıklara aktardıktan sonra boş bir halde su üzerinde kalmaya çalışan yüzlerce insana yaklaşmış , onlara 150 metre kala durmuş ve yarım saatten fazla bir süre beklemeyi tercih etmiş. Sorgulamayı yapan senatör 'neden' diye sorabildiğinde ise 'yaklassaydım hepsi binmeye çalışır , hep beraber ölürdük'cevabını almıştı. Sudakilerin hayat belirtileri yaklaşık bir saat kadar sonra kesildi. Cesetler suyun üzerini yakamoz gibi kapladığında kayıklar uzaklaşmıştı. Kurtulan sivillerden hiçbiri yargılanmadı. Birçok devlet , ceza yasalarının ölümle karşı karşıya gelerek kendini savunmak zorunda olan insanlar için yapılmadığını söyledi. Carpathia olay yerine Titanic tamamen gözden kaybolduktan tam iki saat sonra vardı. Kayıkların çoğu daha çevredeydi ve sabaha kadar kayıklardaki insanları güvertesine almakla uğraştı. S.O.S çağrısına gelen diğer gemi Californian ise ancak sabah 08.30 'da kaza mahalline ulaşabildi. İki geminin ifadelerinde anlaşıldığına göre Titanic yardım sinyallerinde yanlış koordinatlar vermişti. İki gemininde yolu biraz da bundan uzamıştı. 15 Nisan sabah saat 2.05 'de denize inmiş Filikalarda birinci mevkiden yüzkırkaltı (%97) ikinci mevkiden yüzdört( %89) üçüncü mevkiden yüzüç(%42) kadın ve çocuk yüz kırkaltı yetişkin erkek ve gem 885 mürettebatından 212 kişi kurtulabilmişti. sabah dörtte filikalardan ilkine yardın ulaştı. sağ kalabilen 705 kişi yardıma gelen gemiler tarafından kurtarıldı.
YENİ BİR ÇAĞ
Yirminci yy.'ın en büyük deniz kazası olarak kabul edilen Titanik'in batması bir çok kişi tarafından 'kuşku çağının' başlangıcı olarak kabul ediliyor. En ileri teknoloji harikası olarak sunulan geminin her şeye rağmen batması insanlarda güven duygusunu derinden sarstı. 1500 kişinin hayatını kaybettiği dünyada duyulduğunda milyonlarca insan ağır bir şok yaşadı. Dönemin gazeteleri 'teknolojiye duyulan kör güvene korjunç darbe' manşetlerini atyılar. Olaydan üç hafta sonra İngiltere, kurtarma kayıklarında her yolcu için bir yer zorunluluğunu getirdi. Milletler arası heyetler,gemilerde telsizcilerin nöbet tutması mecburiyetini getirdi. Ve daha o yıl çıkmadan ünlü fizikçi Alekxandır Behn buz dağlarını elektroşok dalgaları ile denizin dibinden tanıyan ve yerlerini belirleyen' ekolot' isimli cihazı geliştirdi. 1500 kişiyle birlikte akala gelebilecek her türlü lüksün bünyesinde barındıran bir saray batmıştı. insan aklının ,insan duyarlılığının kordineli bir iş birliği oluşturamadığı bir yerde ne teknoloji ne de o görülmedik ihtişam hiçbir işe yaramamıştı.
GİZLİ RAPORLARDA NE VAR
ABD'de yayınlanan National Enquirer Dergisinin ortaya çıkardığı gizli rapor ile kazanın vehameti bir kez daha ortaya çıktı.National Enquirer Dergisinin gün ışığına çıkardığı ve 19 nisan 1912 tarihinde tamamlanarak Amerikan Senatosuna sunulan gizzli Titanik raporunda facia ile ilgili şimdiye kadar bilinmeyen gerçekler gözler önüne serildi. Bu rapora göre Titanik'in mürattebatı ve yolcuları kazanın olduğu anlarda dahi buz dağını ciddiye almamış hiçkimse çarpışmayı önemsememiş. Raporda yolculardan bazılarının kameralarına çekildiği bazılarının ise güvertede ki karlarla kartopu oynadığı belirtiliyor. Geminin gözcülerine dürbün verilmediği için buz dağlarının zamanında fark edilip rotayı değiştirmek gibi bir imkanının olmafı belirtilen gizli raporda gemi gözcülerinden ' Frederich Fleet'in açıklamalarına da yer veriliyor. İngiltere'den dürbün istedik. Bize verilecek dürbünlerinin olmadığını söylediler. Eğer dürbünlerimiz olsaydı buz dağını erken fark eder yolumuzu değiştirirdik diyor. Yıllar sonra ele geçirilen rapora göre gemide yolcuların yarısını bile kurtarmaya yetecek tahliye sandalı yoktu.Ayrıca soruşturma derinleştirilince bazı acı gerçeklerde ortaya çıktı. Korkak erkeklerle mürettebata tahliye sandallarında yer açmak için bazı kadınlar gemide bırakılmıştı.Bir sandala sadece erkekler bindirilmişti. Üçüncü kaptan Herbert Pitmen kendisinin bindiği sandala daha fazla kazazede almanın mümkün olup olmadığı sorusunu 'aslında sandalımız 20-30 kişi daha alabilirdi. Fakat geri dönersek insanlar sandala hucum edeceklerdi batma tehlikesini göze alamadık'diye cevaplamıştı. Titanik'in dik olarak atlantiğin dibine batışı üzerindeki insanlarıda dibe götürmüştü. Batış anında kurtulabilen yüzlerce insanda soğuk sularda yardım beklerken ölmüşlerdi. Titanik batmadan evvel 20 filika denize indirilmiş olmasına rağmen bunlardan sadece birisi geri dönüp denize dökülen insanları toplamaya çalışmış diğer filikalar ise girdaba kapılma ve saldırıya uğrama korkusuyla kaçmışlardı. Boğulanların yanında soğuk deniz suyuyla donan yüzlerce insanda o an ölmüştü.
Tünel Kazarak Dünyanın En Büyük Banka Soygununu Yaptılar.(09.08.2005)
Hırsızlar, Brezilya Merkez Bankası'na iki sokak uzakta "suni çim işi yapıyoruz" diyerek bir yer kiraladılar. Rahatça işyerine girerek tünelden çıkan toprağı tahliye ettiler. Üç ayda 200 metre kazarak bankaya ulaştılar.Hırsızlar, Brezilya Merkez Bankası'na iki sokak uzakta "suni çim işi yapıyoruz" diyerek bir yer kiraladılar.Rahatça işyerine girerek tünelden çıkan toprağı tahliye ettiler. Üç ayda 200 metre kazarak bankaya ulaştılar.Haftasonu bankanın beş kasasını talan ettiler. Tam 65 milyon dolar götürdüler. İz bırakmadan kayıplara karıştılar.
Dünyanın en 'kârlı' tüneli
Brezilya'nın kuzeyindeki Fortaleza kentinde soyguncular önce bir ev kiraladılar. Ardından da üç ay süreyle tünel kazıp bankaya girdiler ve tam 65 milyon dolarla kayıplara karıştılar.Brezilya'nın kuzeyinde bulunan Fortaleza kenti, önceki gün yaşanan banka soygunuyla bir anda tüm dünyanın gündemine oturdu. Kiraladıkları evden 200 metre uzunluğunda bir tünel kazarak bankaya giren soyguncular kimseye görünmeden yaklaşık 65 milyon doları çalmayı başardı. Cumartesi günü gerçekleştirilen soygun, olaydan ancak iki gün sonra pazartesi günü farkedilirken, Brezilya polisi soygunun ülke tarihinin en büyük soygunu olduğunu kaydetti.
ÇİM ŞİRKETİ KURDULAR
Hollywood filmlerini aratmayan bir senaryoyla soygunu gerçekleştiren hırsızlar, ilk iş olarak bankadan iki sokak ilerideki bir evi, suni çim yapan bir şirket adına kiraladı. Bu sayedeher gün 10 kadar kişinin ellerinde taşıdıkları kutular ve çeşitli mazemelerle eve girip çıkması, kimsenin dikkatini çekmedi. Soyguncular tünel kazma çalışmalarını da son hız sürdürdüler. Evin altından kazılmaya başlayan tünelin bankaya ulaşması tam üç ay sürdü. Tahta parçalarıyla tavanı çökmemesi için destek yapılan ve ışıklandırılan tünel Banco Central şubesine ulaşınca planın ilk kısmı başarıyla tamamlanmış oldu. Sırada bankadaki dolarları almak vardı. Soyguncular hafta sonu bankanın çalışmamasını da fırsat bilerek tüneli yukarı doğru kazdılar ve içeri girdiler. Ardından güvenlik odasında beş kasa içindeki banknotları aldılarve tünelden geçip eve döndüler. Ardından da paraları 'çim' kamyonetine yükleyip kayıplara karıştılar. Pazartesi sabahına kadar kimse bir şeyden kuşkulanmadı ve soygun ancak iki gün sonra farkedilebildi. Banka yetkilileri herhangi bir açıklama yapmazken, güvenlik kameralarını devre dışı bırakmayı başaran hırsızların çaldığı paranın, yaklaşık 3.5 ton ağırlığında olduğu iddia edildi. "Böyle bir şeyi ancak filmlerde görürsünüz" diyen polis yetkilisi Francisco Queiroga, tünelin evin altından geçtiğini ve üç ayda kazıldığını belirtti. Brezilya'da 1999 yılında yaşanan soygunda, Sao Paulo bankasından 16 milyon dolar çalınmıştı.Brezilya'da tarihin en büyük soygunu Brezilya'nın gündemine Reboldo adlı çete oturdu... 200 metrelik tünel kazarak Brezilya Merkez Bankası'na giren hırsızlar, 68 milyon dolar çaldıTarihi soygunÇalınan paraların seri numaralarının alınmamış olması nedeniyle, hırsızların yakalanma ihtimali zayıf. Brezilya'da son 1 yıl içinde 5 banka soygunu gerçekleştiren Reboldo adlı çetenin son vurgunu, tarihe geçti. Fortaleza kentindeki Brezilya Merkez Bankası'nı hedef seçen 20 kişilik çete elemanları, bankanın 200 metre uzağında bir ev kiraladı. 9 Temmuz'dan bu yana, yerin 10 metre altından bankaya doğru tünel kazmaya başlayan Reboldo çetesi üyeleri, geçtiğimiz cuma sabahı bankanın altına ulaşmayı başardı.
ŞİFRE KIRICILAR İŞBAŞINDA
1 gün sonra, kazdıkları tünel vasıtasıyla bankanın bodrum katından içeriye giren soyguncular, 2 güvenlik görevlisini etkisiz hale getirdi. Şifre çözücülerin devreye girmesiyle bankanın nakit para kasasını açan çete, bir kısmı Brezilya parası Real olmak üzere, toplam 68 milyon doları hızlıca çantalara koydu ve aynı tünelden kaçtı. Hırsızlık olayı, pazartesi günü çalışanların bankaya gelmesiyle gün yüzüne çıktı.
OPERASYONLAR BAŞLATILDI
Yetkililer, "Reboldo çetesinin bu kadar büyük bir soyguna imza atacağını tahmin etmiyorduk. Brezilya'nın her kentinde operasyonlar başladı. En kısa sürede çete elemanlarını yakalayacağız" dedi. Ancak çalınan paraların, seri numaralarının alınmamış olması nedeniyle, hırsızların yakalanma şansının oldukça az olduğu ifade ediliyor.